Anasayfa » Köşe yazıları » Hasan İkizer

TAK SEPETİ KOLUNA HERKES KENDİ YOLUNA

20 Ağustos 2010 33306 okunma 0 yorum

Kıbrıs Barış Harakâtından sonra geçen bu kadar zaman süreci içinde Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin anlaşma, müzakere ile Kıbrıs sorununa barışçı bir çözüm bulma çabaları, üzülerek belirtelim ki her defasında Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan tarafından engeller çıkartılarak akamete uğratılmış,bir türlü adada barışın, anlaşmanın iki toplum arasında yerleşmesi gerçekleştirilememiştir. Bunda en büyük suçun kuşkusuz Rum toplumunda olduğu açık seçik ortadadır. Adanın tek sahibi sadece kendileriyimiş gibi haraket etmekte Kıbrıs Türklerine yaşama hakkı tanımamakta, adanın tümüne sahip olma isteklerini her zaman dile getirmekte, Türk halkını bir azınlık olarak görmekten hiçbir zaman vazgeçmemektedirler. Türklerin de adada onlardan daha fazla hak ve hukuku olduğunu teslime bir türlü yanaşmamaktadırlar.

            Boşuna geçen bu süre içinde hiçbir Rum yönetiminin sorumlu yetkilileri Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin her türlü vermiş oldukları ödüne karşın, sırtlarını çevirerek Rumların bilinen NO’sunu tekrar etmekten çekinmemişlerdir. Halen de Türklere karşı her türlü kısıtlamaları engellemeleri sürdürmekte, direnmekte, ancak bilmeleri gereken Kıbrıs Türklerinin dirençlerini hiçbir zaman kıramayacaklarını anlamaları ve keçi inadından vazgeçmeleri gereğini kafalarına yerleştirmeleridir. Acımasızca her türlü baskılara insanlık dışı haraketlere karşı ve adanın %3 kadar bir bölümünde yerleşmelerine rağmen dirençlerini, yaşama azimlerini bağımsız bir devlete sahip olarak gösteren Kıbrıs Türkleri 15 Kasım 1983’te kurdukları egemen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden vazgeçmeyecekler,  yaşaması için ellerinden gelen her türlü çabayı göstermekten de geri kalmayacaklardır.

            Geçenlerde Kuzey Kıbrıs’ta Girne’de yeni açılan turistik bir otelin davetlisi olarak kültür ve sanat çalışmalarına katılmak için gelecek olan yabancı bir sanatçının Rumların kötü Propagandaları, baskı ve engellemeleri sonucunda gelmekten  vazgeçtiği ikinci bir sanatçının da gelmemesi için  Kıbrıslı Rumların Türkler aleyhine propaganda yaptıkları duyurulmaktadır. Şimdi bu halkla birlikte yaşamak ve bir federasyonla  birleşerek aynı çatı altında tek bir devlet egemenliğinde güven ve barış içinde birlikte haraket etmek nasıl olacaktır? Bunu Kıbrıslı Rumların olduğu kadar Kıbrıslı Türklerin de düşünüp taşınarak doğru bir karar vermeleri gerektiği açıkça ortadadır.

            İki halk arasında yıllarca sürdürülen görüşme ve müzakerelerden de artık bir sonuç alınamayacağı açıkça ortaya çıkmıştır. Bu kadar süre içinde bir anlaşmaya varamayanların 2010 yılı sonuna kadar 3 – 4 ay içinde müzakereleri olumlu bir sonuca götürecekleri artık hayalden de öte bir ütopya olarak görülmektedir. Müzakerelerin belki de en geç Türkiye de yapılacak olan 2011 yılında ki genel seçimlere kadar sürdürülmesi düşünülebilir. Ancak bundan da bir sonuç alınamayacağı bilinmelidir. Boşuna zaman tüketmekten ve her iki tarafın da müzakereleri isteksiz, gönülsüz, masadan ayrılmamak için sürdürecekleri bilinmektedir.

            Türkiye’de ki iktidar partisinin hükümet sözcüsü  Cemil Çiçek’in dediği gibi bundan böyle herkes kendi yoluna kesin kararını vererek yürümek zorunda kalacaktır. Çoğu kişinin söylediği gibi tak sepeti koluna herkes kendi yoluna, başka herhangi bir çözüm şekli de her iki halk arasında bulunacak gibi görülmemektedir.

            Bundan sonraki aşamalarda yapılacak olan şudur. Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti  tanınma çabalarına hız vermeli, komşu ülkeler, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) müslüman devlet üyelerinin KKTC’yi tanımaları için her türlü girişimlere başvurmalı, siyasi, ticari, ekonomik, turizm, kültürel çalışmalar hızlandırılmalıdır. Var olan KKTC  temsilciliklerin sayılarını çoğaltmalı, faaliyet alanlarını geliştirerek ilişkileri artırmalıdır.

            Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın Kosova örneğinde vermiş olduğu karar gereği tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova’nın, Yugoslavya’dan ayrılma kararının meşru olarak kabulünden sonra, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti de Kıbrıs Cumhuriyeti’nden ayrılarak bağımsız bir devlet olduğu 1983 tarihinden itibaren bağımsızlığının ve devlet olma koşullarının gereği olarak tek başına veya Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak  Uluslararası Adalet Divanına başvurularak bağımsız bir devlet olduğu gerçeğinin tescil edilmesi üzerinde çalışmalarını sürdürmelidir.

            Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gerçeği üzerinde durularak Kıbrıs’ta iki ulus iki devlet varlığı, 1963 yılında Rumlar Tarafından yıkılan Kıbrıs Cumhuriyetinden sonra zaten kuzeyde kurulmuş olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti ile güneyde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti devletinin ayrı ayrı tanınması sağlanarak kararlaştırılmalıdır. Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti dünyanın birçok ülkesi tarafında tanınmaktadır.

            Bütün bunların gerçekleşmemesi halinde dahi yapılabilecek değişik alternatiflerin üzerinde durulmalıdır. Dünyada değişik örneklerine tanık olduğumuz Çekoslovakya devletinin ikiye ayrılarak Çek ve Slovakya devletlerinin ayrı ayrı devletler olarak ayrılmaları örnek alınabilir. Kuzey İrlanda’nın İngiltereye bağlı olması durumu. Şimdilerde bölünmek üzere olan Belçikanın Flaman ve Valonlar’ın gerçekleştirmek üzere çalıştıkları iki ayrı devlete ayrılmaları da dikkatle üzerinde durulmalı ve gelişmeler önemle izlenmelidir.

            Son olarak dünyada bir çok örneklerinin var olduğu gibi, örnek verebileceğimiz Hatay örneği türü üzerinde de durulabilir. Her türlü yasal olmayan yollarla ve uluslararası hukuka aykırı olarak Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin AB’ye tam üye olarak alınması ortada iken, (Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin üye olmadığı ticari, iktisadi ve siyasi bir birliğe alınmaması gerekirdi).  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisinin referandum veya alacağı diğer bir kararla kendini feshederek  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne katılması sağlanabilir. Her türlü  yol ve yöntemler ortada iken, herhangi biri üzerinde durularak Kıbrıs sorununa gereken çözümler tercih edilerek  mutlaka bir çözüm bulunmasına çalışılmalıdır.

Yazar: Hasan İkizer
E-mail: hasan_ikizer@hotmail.com
Tarih: 20 Ağustos 2010

Yorumlar »

Yorum eklemek ister misiniz?

- Yorumlarda argo, küfür içerikli kelimeler kullanmak yasaktır. Herhangi bir hakaret durumunda IP adresiniz yetkililere teslim edilebilir.
- * ile işaretlenmiş alanlar doldurulmak zorundadır.