AH ! O MERDİVENLER
1993 yılının karlı bir kış günüydü. Bir toplantı nedeniyle gittiÄŸim İstanbul’dan Karabük’e dönüyordum.. 02.00 sularında Bolu Dağı zirvesinde, Ulusoy firmasının hizmete yeni açtığı tesiste otobüsümüz mola verdi. Uykulu gözlerle bir çorba içmek için tesise yöneldim. Her taraf kar ve buzdu. Göze hoÅŸ gelen mimarisiyle modern bir yapı olan tesise 10-15 basamaklı mermer bir merdivenle giriliyordu. SoÄŸuÄŸun etkisiyle cam gibi olmuÅŸ basamaklar zorlukla çıkılıyordu. Lokanta kısmında çayımı içerken, gözüm karşıdaki kutuya takıldı. Üzerinde “Dilek ve Åžikayet Kutusu” yazıyordu Bu amaçla hazırlanmış kağıtlardan iki adet aldım. Birine; “ Çok güzel bir tesis yapmışsınız ama, neden buraya özürlü insanların da gelebileceÄŸini düÅŸünmediniz ? Basamakların yan tarafına bir rampa ilave etmek ve bir de tekerlekli sandalye bulundurmak burayı daha da güzel yapar” diye yazdım. Altına teÅŸekkür ederek adımı da ekledim.
İkinci kağıda ise aÅŸağıda okuyacağınız ÅŸiirin ilk mısralarını yazmaya baÅŸladım. Anons yapıldı, mola bitmiÅŸti, otobüsümüz harekete hazırdı.
1985 yılında Zihinsel Özürlüler Federasyonu’nu, bir yıl sonra da Türkiye Sakatlar Konfederasyonu’nu kurmuÅŸtuk. Ben bu olayın yaÅŸandığı sırada Konfederasyonun 2. BaÅŸkanıydım
Aynı yılın Temmuz ayında ailece Dikili’nin Bademli Köyündeki Demir-Çelik Fabrikalarının kampındaydık. Bir gece önce kampta eÄŸlence vardı. Engelliler camiasında büyük hizmetleriyle bilinen Orhan AÄŸabeyin İzmir’deki derneÄŸinin üyelerinden oluÅŸan görme engelli müzik grubu enfes bir konser vermiÅŸti. Hem fasıl, hem Türk sanat ve halk müziÄŸinin güzel örnekleriyle süsledikleri konserde bütün kampçılar coÅŸmuÅŸ, Karabük, İskenderun ve Ankara’dan gelen Demir-Çelikçiler, ÅŸarkılara, türkülere katılmış, halaylarla, horonlarla el ele oynamışlardı.
Tamamı görme engellilerden oluÅŸan altı kiÅŸilik grup yaz aylarında Ege kıyılarındaki kamu kamplarını ziyaret ederek, bir çalışma yılının yorgunluÄŸunu atmak için buralara gelen tatilcilere hoÅŸ vakitler geçirtiyor ve bu arada sundukları sanatsal emek karşılığında nafakalarını çıkarıyorlardı.
Ertesi sabah erkenden kalktım. Kampın iskelesinin en ucuna kadar yürüdüm ve yüzükoyun yattım. 15 metre kadar ileriye bir kotra demir atmıştı. İki boy kadar derinliÄŸi olan suyun dibinde, yosunlar arasındaki bir ahtapot hareket halindeydi. Küçük balıklar, arada büyük balıklar, rengarenk deniz bitkileri sanki armonik bir müziÄŸe eÅŸlik eder gibi salınıyorlardı. Yanımda kağıt, kalem yoktu. Åžiirin geri kalanını, etkilendiÄŸim o güzellik karşısında kurgulamaya baÅŸladım. AkÅŸamki grup takılmıştı aklıma. Kim bilir bu gece hangi kampta olacaklar, kimleri eÄŸlendirirken ekmek paralarını çıkarmaya çalışacaklardı ? OÄŸlumun sesiyle irkildim. “Baba geliyor musun, kahvaltı yapacağız.”
BENİM DENİZLERİM
AH ! O MERDİVENLER
MERDİVEN BASAMAKLARI
SANKİ HİMALAYALAR,
SANKİ ALPLER.
YÜREKTE DEPREM TİTREŞİMLERİ,
BEYİNDE FIRTINALAR
SORULAR,
KORO HALİNDE HEP AYNI SORULAR.
YA DÜÅžERSEM,
YA DÜÅžERSEM…
KORKU RÜZGARLARI BENİM RÜZGARLARIM.
YELKEN DEĞİL, YÜREK ŞİŞİRİR.
KARANLIK OKYANUSLAR,
ENDİŞE DERYASI BENİM DENİZLERİM.
BALIK DEĞİL, ACI DEVŞİRİR.
SİZİN İSKELEDEN GÖRDÜÄžÜNÜZ BALIK SÜRÜLERİ,
DİPTEKİ AHTAPOT,
YA DÜN DEMİR ATAN “CANIM” KOTRASI
NE RENK, NE KADAR BÜYÜK ?
ANLATABİLİR MİSİNİZ BANA ?
TARİF EDEBİLİR MİSİNİZ,
AYVALIK KÖRFEZİNİN GÜZELLİKLERİNİ ?
KİLLİK’TE GRUBUN ZEVKİNİ ?
BEN RENKLERİ HÄ°Ç BİLEMEDİM.
IÅžIK SADECE GÖNÜL PENCEREMİ AYDINLATTI
İSTEYİN BENDEN,
SİYAHIN HER TONUNU VEREYİM SİZE.
İLGİ DUYUN, YARDIM EDİN,
AMA N’OLUR ACIMAYIN BİZE…
KORKU RÜZGARLARI BENİM RÜZGARLARIM
YELKEN DEĞİL, YÜREK ŞİŞİRİR.
KARANLIK OKYANUSLAR
ENDİŞE DERYASI BENİM DENİZLERİM
BALIK DEĞİL, ACI DEVŞİRİR.
Yazar: Fikret GÖKÇE
E-mail: fikretgokce_06@hotmail.com
Tarih: 1 Åžubat 2012

Yorum eklemek ister misiniz?